CanımÇocuk Masalları

Geri Dönen Melodi

4-6 yaş10 dakikaKalbimdeki Duygular

Hazırlayan: HÜRREM ÜSTÜN MASTER KUANTUM YAŞAM KOÇU & NLP UZMANI

Geri Dönen Melodi, 4-6 yaş çocuklar için Kalbimdeki Duygular temalı 10 dakikalık bir masaldır.

Geri Dönen Melodi — kapak
Geri Dönen Melodi — sayfa 2Geri Dönen Melodi — sayfa 3Geri Dönen Melodi — sayfa 4Geri Dönen Melodi — sayfa 5Geri Dönen Melodi — sayfa 6Geri Dönen Melodi — sayfa 7Geri Dönen Melodi — sayfa 8Geri Dönen Melodi — sayfa 9Geri Dönen Melodi — sayfa 10Geri Dönen Melodi — sayfa 11Geri Dönen Melodi — sayfa 12Geri Dönen Melodi — sayfa 13Geri Dönen Melodi — sayfa 14Geri Dönen Melodi — sayfa 15Geri Dönen Melodi — sayfa 16Geri Dönen Melodi — sayfa 17Geri Dönen Melodi — sayfa 18Geri Dönen Melodi — sayfa 19Geri Dönen Melodi — sayfa 20Geri Dönen Melodi — sayfa 21Geri Dönen Melodi — sayfa 22Geri Dönen Melodi — sayfa 23Geri Dönen Melodi — sayfa 24Geri Dönen Melodi — sayfa 25Geri Dönen Melodi — sayfa 26

Canım Çocuk Masalları

Uzak tepelerin ardında, papatyaların rüzgârla konuştuğu, yumuşacık çimenlerin sabah çiyiyle parladığı bir kırda, Mira adında küçük bir kuzu yaşardı.

Mira’nın yünü bulut kadar yumuşaktı. Gözleri merakla parıldar, minik kulakları en hafif sesi bile duyardı. En sevdiği şey ise annesinin yanında olmak, onun sıcak gölgesinde yürümek ve akşam olunca başını annesinin yanına koyup onun yumuşacık sesini dinlemekti.

Mira’nın annesinin çok güzel bir alışkanlığı vardı. Her akşam güneş tepelerin arkasına çekilirken, gökyüzü pembe ve altın renklere boyanırken, Mira’yı yanına çağırır ve ona küçük bir melodi mırıldanırdı.

Bu, ne çok uzun bir şarkıydı ne de yüksek sesle söylenen bir türkü. Daha çok kalbe değen küçük bir ezgiydi. Sanki rüzgâr biliyormuş da yapraklara fısıldıyormuş gibi… Sanki papatyalar duyuyormuş da başlarını usulca sallıyormuş gibi…

Annesi hep aynı sıcak sesle söylerdi:

“Uzakta olsam da sevgim seninle, Rüzgâr gibi gelir usulca seninle. Kalbini sessizce dinlersen eğer, Melodim döner yine seninle.”

Mira bu şarkıyı çok severdi. Şarkı başladığında içi yumuşacık olurdu. Sanki kalbinin içine küçük, sıcak bir ışık konuyormuş gibi hissederdi.

Bir sabah, gökyüzü açık maviydi. Kırda tatlı bir hareket vardı. Arılar çiçeklerin üstünde geziniyor, kelebekler usulca süzülüyordu. Mira annesiyle birlikte papatyaların arasında yürürken annesi yumuşak bir sesle konuştu:

“Canım Mira, bugün biraz ilerideki tepeye gitmem gerekiyor. Akşama doğru döneceğim.”

Mira birden durdu. Kulakları hafifçe geriye indi. Küçük kalbi sanki bir an minicik sıkıştı.

“Ben de gelebilir miyim?” diye sordu hemen.

Annesi sevgiyle gülümsedi. “Bugün gideceğim yol biraz uzun olacak, küçük kuzum. Sen burada kalacak, çiçekleri seyredecek, oyun oynayacak ve beni bekleyeceksin.”

Mira annesine daha da sokuldu. “Peki ya seni özlersem?”

Annesi başını eğdi, Mira’nın alnını öptü. “Özleyebilirsin,” dedi çok sakin bir sesle. “Özlemek, sevdiğini gösterir. Ama bil ki ben uzakta olsam bile sevgim senden uzaklaşmaz.”

Mira annesinin gözlerine baktı. Annesi devam etti:

“Eğer özlemin büyürse, dur. Bir nefes al. Sonra kalbini dinle. Belki melodimi yine duyarsın.”

Ve gitmeden önce bir kez daha o tanıdık ezgiyi mırıldandı:

“Uzakta olsam da sevgim seninle, Rüzgâr gibi gelir usulca seninle. Kalbini sessizce dinlersen eğer, Melodim döner yine seninle.”

Mira şarkıyı dinledi. Dinledikçe biraz rahatladı. Ama annesi tepelerin ötesine doğru uzaklaşırken içinde minicik bir boşluk oluştu.

İlk başta kendini oyalamaya çalıştı.

Bir papatyanın yanına oturdu. Yere düşen yaprakları topladı. Küçük taşları yan yana dizdi. Bulutlara baktı. Birini yastığa, birini kuşa, birini de salıncağa benzetti.

Bir süre bunlar işe yaradı.

Ama sonra güneş biraz yükselip gölgeler kısalınca Mira annesini yeniden düşünmeye başladı.

“Şimdi nerededir?” diye mırıldandı. “Beni hatırlıyor mudur?” “Akşam gerçekten gelecek mi?” “Ya dönüş yolu uzun sürerse?”

Bu düşünceler geldikçe Mira’nın içi yeniden sıkıştı. Az önce güzel görünen kır bile bir anda daha sessiz geldi ona.

Papatyalar yerindeydi. Arılar hâlâ uçuyordu. Rüzgâr hafif hafif esiyordu. Ama Mira’nın içinde küçük bir telaş dolaşıyordu.

Biraz yürüdü. Sonra durdu. Sonra yine yürüdü. Ama ne yaparsa yapsın annesini özlediğini hissediyordu.

Tam o sırada, çimenlerin üstünden geçen ince bir esinti Mira’nın yünlerini hafifçe dalgalandırdı.

Bu sıradan bir rüzgâr gibi değildi.

Sanki içinde bir yumuşaklık vardı. Sanki birisi acele etmeden, sakince “Buradayım” der gibi esmişti.

Mira başını kaldırdı.

“Kim var orada?” diye sordu kısık bir sesle.

Rüzgâr papatyaların arasından dolaştı. Beyaz yapraklar hafifçe titredi. Çiçek sapları usul usul sallandı. Ve Mira, rüzgârın içinden gelen çok ince, çok yumuşak bir ses duydu:

“Ben Rüzgâr Ana’yım…”

Mira’nın gözleri büyüdü. “Rüzgâr… Ana?”

“Evet,” dedi ses. “Çocukların içindeki sessiz yerleri bilen, yaprakların fısıltısını taşıyan, bazen uzakları yakın eden rüzgâr…”

Mira biraz şaşırdı, biraz da rahatladı. “Annemi özlüyorum,” dedi dürüstçe. “Uzaklaşınca sanki içimde bir boşluk oluyor.”

Rüzgâr Ana, papatyaların üstünden usulca geçti. “Özlem bazen böyle gelir,” dedi. “Sessizce başlar, sonra kalbe oturur. Ama özlem gelince korkman gerekmez.”

“Gerekmez mi?” diye sordu Mira.

“Hayır,” dedi Rüzgâr Ana. “Çünkü özlem, sevginin kaybolduğu anlamına gelmez. Bazen sadece sevginin sesini daha dikkatli duymamızı ister.”

Mira bunu düşündü. “Sevginin sesi mi var?”

Rüzgâr Ana güldü. O gülüş görünmedi ama çimenler hafifçe kıpırdadı. “Elbette var. Kimi zaman bir bakışta olur, kimi zaman bir sarılmada, kimi zaman da bir melodide…”

Mira başını hafifçe eğdi. “Annemin melodisi gibi mi?”

“Evet,” dedi Rüzgâr Ana. “Tam da onun gibi.”

Mira yere oturdu. “Ben şimdi onu duyamıyorum galiba…”

Rüzgâr Ana bir süre sessiz kaldı. Sonra çok yavaş konuştu:

“Duyabilmek için önce içindeki aceleyi biraz dinlendirmen gerekir.”

“Nasıl?”

“Benimle yapar mısın?” dedi Rüzgâr Ana.

Mira başını salladı.

“Önce ayaklarını çimene hisset,” dedi Rüzgâr Ana. Mira minik ayaklarını yere bastı. Çimenler serin ve yumuşaktı.

“Şimdi omuzlarını gevşet.”

Mira usulca gevşedi.

“Şimdi burnundan yavaşça nefes al…”

Mira nefes aldı. İçine papatya kokusu doldu.

“Ve yavaşça ver…”

Mira nefesini verdi. İçindeki sıkılık biraz yumuşadı.

“Bir daha…”

Mira yine nefes aldı. Yine verdi.

Rüzgâr Ana bu kez daha da yumuşak konuştu: “Şimdi elini kalbine koy.”

Mira minik toynağını göğsüne götürdü.

“Bir şey duyuyor musun?”

İlk başta yalnızca sessizlik vardı. Sonra uzaktan bir arının vızıltısı. Sonra otların hışırtısı. Sonra… sanki çok derinden gelen tanıdık bir yumuşaklık.

Mira gözlerini biraz kapattı.

Ve o an…

Çok hafif de olsa annesinin melodisini duyar gibi oldu.

“Uzakta olsam da sevgim seninle…”

Mira hemen gözlerini açtı. “Duydum galiba!” dedi.

Rüzgâr Ana yavaşça esti. “Tekrar dinle.”

Mira gözlerini yeniden kapattı. Bu kez acele etmedi. Sadece bekledi.

Rüzgâr kulağının yanından geçti. Papatyalar hafifçe fısıldadı. Ve melodi biraz daha belirginleşti:

“Rüzgâr gibi gelir usulca seninle…”

Mira’nın yüzü değişti. Az önceki gerginlik yavaşça erimeye başladı. Çünkü bu ses, annesinin tam yanındaymış gibi değildi belki… Ama sevgisinin hâlâ onunla olduğunu hatırlatıyordu.

“Gerçekten burada…” diye fısıldadı. “Ses çok uzakta değil.”

“Çünkü sevgi bazen görünmez,” dedi Rüzgâr Ana, “ama yine de kalpte duyulur.”

Mira o gün uzun süre kırda dolaştı ama artık biraz farklıydı. Annesini yine özlüyordu. Evet, bu duygu tamamen gitmemişti. Ama artık özlem geldiğinde hemen korkmuyor, onunla ne yapacağını biliyordu.

Bir kelebek konup yeniden uçtuğunda annesini düşündü. Elini kalbine koydu.

Bulutlar gölgelerini çimenlere bırakınca annesini düşündü. Bir nefes aldı.

Rüzgâr papatyaları salladığında kulaklarını dikti. Ve tanıdık ezgiyi yine mırıldandı:

“Uzakta olsam da sevgim seninle, Rüzgâr gibi gelir usulca seninle. Kalbini sessizce dinlersen eğer, Melodim döner yine seninle.”

Bir süre sonra gökyüzünün rengi değişmeye başladı. Güneş yavaş yavaş yumuşadı. Akşamın altın ışıkları tepelere yayıldı.

Mira başını kaldırdı. Uzaktaki yolda tanıdık bir siluet gördü.

Annesi dönüyordu.

Mira’nın kalbi sevinçle hopladı. Minik ayaklarıyla ona doğru koştu. Annesi de yürüyüşünü hızlandırdı ve Mira ona ulaştığında eğilip onu sıcacık kucakladı.

Mira başını annesinin boynuna yasladı. “Anne!” dedi. “Seni çok özledim.”

Annesi gülümsedi. “Ben de seni özledim, küçük kuzum.”

Mira biraz geri çekilip heyecanla konuştu: “Özleyince önce içim sıkıştı. Sonra Rüzgâr Ana geldi. Bana durmayı, nefes almayı ve kalbimi dinlemeyi hatırlattı. Sonra senin melodini duydum. Hem de gerçekten!”

Annesi sevgiyle baktı. “Demek melodim sana geri dönmüş…”

Mira başını salladı. “Evet. O zaman anladım. Sen uzakta olsan bile sevgin kaybolmuyor.”

Annesi Mira’nın burnuna hafifçe dokundu. “İşte bu çok kıymetli bir bilgi,” dedi. “Bazı sevgiler gözümüzün önünde olur. Bazılarıysa biraz uzakta olsa bile kalbimizde yaşamaya devam eder.”

O akşam birlikte eve döndüler.

Gökyüzünde ilk yıldızlar görünmeye başlamıştı. Çimenler serinlemişti. Kırın üstüne sakin bir sessizlik yayılıyordu.

Mira annesinin yanına kıvrıldı. Artık içinde sabahki gibi bir telaş yoktu.

Annesi, her zamanki gibi, o yumuşak melodiyi yeniden söylemeye başladı:

“Uzakta olsam da sevgim seninle, Rüzgâr gibi gelir usulca seninle. Kalbini sessizce dinlersen eğer, Melodim döner yine seninle.”

Mira gözlerini kapattı.

Bu kez melodiyi sadece kulağıyla değil, bütün kalbiyle dinledi.

Melodi bazen yakın, bazen hafif olabilirdi. Ama artık biliyordu: Sevgi uzaklaşınca yok olmazdı. Rüzgârda, hatırlayan küçük bir notada, papatyaların fısıltısında ve en çok da kalbin sessiz yerinde yaşamaya devam ederdi.

O günden sonra Mira annesini özlediğinde korkmak yerine durmayı öğrendi. Bir nefes almayı… Kalbini dinlemeyi… Ve tanıdık melodiyi yeniden bulmayı…

Çünkü artık biliyordu:

Sevgi, bazen gözün önünde olmasa da kalbin içinde duyulmaya devam eder.

Ve o gece, papatyaların üstünden geçen en yumuşak rüzgârla birlikte, Mira huzurla uykuya daldı.

Hazırlayan

HÜRREM ÜSTÜN MASTER KUANTUM YAŞAM KOÇU & NLP UZMANI

Son güncelleme:

Benzer Masallar